Önce Rus füzesi, sonra Rus ruleti mi?

Pek çok şey gösteriyor ki S-400’lerin alınması büyük ölçüde AKP iktidarının Batı’ya, özellikle ABD’ye duyduğu öfkeden kaynaklanan siyasi bir karar.

Türkiye 1990’lardan beri hava savunma sistemini güçlendirmeye çalışıyor. Ancak böyle bir sistemin öncelikle ülkenin tehdit değerlendirmesiyle uyumlu olması şart. İlaveten Ankara’nın baştan beri aradığı iki koşul daha var: Alınacak savunma sistemi mevcut NATO elektronik istihbarat ağına bağlanabilir olmalı ve teknoloji transferi sağlamalı.

S-400’ler bu koşulların hiç birini karşılamıyor.

Türkiye’nin kendi tehdit değerlendirmesinde Rusya’nın hep öncelikli yeri oldu. Türkiye’nin imzaladığı NATO kararlarına göre de Rusya öncelikli tehdit kaynağı. 

Uzun geçmişi bir yana bırakalım, sadece 2010’larda Rusya en az iki kez Türkiye’yi doğrudan tehdit etti: 2011’de Kürecik Radar İstasyonu kurulurken ve 2015’de uçak düşürme olayı sırasında. 2011 olayında Rusya açıkça, Türkiye’nin Rus füzelerinin hedefinde olduğunu ilan etmişti. Ne var ki Türkiye’nin şimdi S-400’leri Rus kaynaklı tehditlere karşı kullanması mümkün değil.

S-400’ler Türkiye’de mevcut elektronik istihbarat ağına bağlanamayacak. Bu bir ayrıntı değil, işin esası. Bunun anlamı, S-400’leri füzelere karşı (balistik füzeler, seyir füzeleri, vs.) kullanmak mümkün olmayacak. Hatta bu şartlarda S-400’lerin kendisini koruması bile mümkün değil; o amaçla Rusya’dan başka füze sistemleri almak gerekecek (Morfey, Pantsir, vs). Yani bu sistem Türkiye’de son derece verimsiz çalışmaya mahkum.

S-400’ler için yapılan mevcut sözleşme teknoloji transferi öngörmüyor. Anlaşılan o ki, sözlü görüşmelerde konu konuşulmuş. Ama kapsam henüz belirsiz, yazılı sözleşme yok. NATO’da çatlak yaratmak hayati bir hedef olduğuna göre, Ruslar şimdi elden geleni yapar gibi görünecek. Ancak Putin’in en üst düzey askeri danışmanının (1) ve Rus güvenlik birimlerinin ayrı ayrı açıkladığı üzere, milli güvenlikle doğrudan ilgili bu konuda ancak çok sınırlı ve ehemmiyetsiz teknoloji transferi mümkün (2).

Batılı ülkelerden savunma sistemi alırken talep edilen teknoloji transferi şartları S-400’lerde aranmadı. 2013’te ilk ihalede önce Çin teklifinin kazandığı açıklanmış, uzun pazarlıklar sonunda ihale iptal edilmişti. O günlerde Çinliler’den talep edilene benzeyen teknoloji transferi koşulları da S-400’lerde aranmadı.

Bütün bunlara ilaveten, S-400’lerin fiyatı da pahalı. Önde gelen silah sistemleri uzmanlarımızdan Dr. Sıtkı Egeli, S-400 alımında üç gerekçe ileri sürüldüğüne işaret ediyor: Fiyatı ucuz, müttefik ülkeler bize satmadı ama Ruslar satıyor, müttefik ülkeler teknoloji vermedi ama Ruslar veriyor. Üç iddianın da temelsiz olduğunu vurgulayan Dr. Egeli, bu durumu ”üç gerekçe aldatmacası” olarak niteliyor (3).

S-400’lerin ne kadar pahalı olduğunun ayrıntılı hesabını Dr. Egeli’nin başarılı çalışmasında bulabilirsiniz. Biz de önceki yazımızda S-400’lerin açık arayla en pahalı sistem olduğuna işaret etmiştik (4). 

 

Şimdi ne olacak?

AKP sözcüleri yakın zamana kadar, S-400/F-35 sürecinden sıkıntısız ve zararsız çıkacağız, F-35’ler er veya geç gelecek diye açıklamalar yaptı. Belli ki hem S-400’leri hem F-35’leri alabileceklerini düşündüler. Hesaplar tutmadı. 

Sonuçta Türkiye F-35 programından çıkarıldı.  

Parça üreten yerli havacılık şirketleri için ağır maddi zarar ve teknolojik kayıp söz konusu. Avrupa’daki tüm F-35 uçaklarının tek destek merkezi Eskişehir olacak, orada uçakların ve F135 motorlarının bakım ve kısmi üretimi yaplacaktı (5). Bu da sağlayacağı ciddi gelir yanında, kendi 5. kuşak muharip uçağını yapmaya çalışan Türkiye’ye önemli teknik birikim kazandıracaktı. Destek merkezi olarak şimdi Hollanda’yla anlaşma yapıldı.

Ama en büyük zarar, 5. kuşak muharip uçaktan mahrum kalacak Türkiye için ağır güvenlik riskinin doğması. F-35’ler Türkiye’ye teslim edilmesin diye İsrail’in Washington’da lobi yapması elbette boşuna değildi. Emin olabilirsiniz ki Yunanistan da gelişmeleri dikkatle ve  sevinerek izliyor.

Şimdi AKP’nin önünde iki seçenek var. Birincisi Washington’un son teklifinde belirttiği gibi S-400’lerin ‘operasyonel’ hale getirilmemesi. Yani çöpe atılması veya başka ülkeye gönderilmesi. 

Öneri bizzat Başkan Trump’tan geldi. Hiç alışılmadık şekilde, Trump’a yakın bir senatör öneriyi doğrudan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’na iletti. Günler geçmesine rağmen hiç bir AKP sözcüsü henüz bir karşı açıklama yapmadı. Belli ki ABD’yle müzakere sürüyor ve pazarlık paketi muhtemelen değişik anlaşmazlık konularını kapsıyor. 

Ama pakette S-400’ler için tamamen iptal dışında çözüm herhalde yok. Çünkü Washington daha önce Ankara’nın S-400’leri sadece savaş ve kriz döneminde kullanalım önerisini geri çevirmişti.

İkinci seçenek ABD’nin son önerisinin ret edilmesi ve S-400’lerin önümüzdeki aylarda işletmeye alınması.

Bu seçeneğin daha da ağır sorunlar doğurması kaçınılmaz. Türkiye F-35’den mahrum kalırsa, başka çözümler aramak zorunda. Zaten iktidar sözcüleri bunu şimdiden birkaç kez ifade etti.

Türkiye bir taraftan F-35 anlaşması yapmış, diğer taraftan kendi savaş uçağı TFX’in üretim programına başlamıştı. Bu makul bir yaklaşımdı. TFX programı hedefine ulaşamasa da, F-35’ler geleceği için güvenlik riski doğmayacaktı. Ama şimdi ikinci seçenek tercih edilirse, Batı’dan teknolojik destek almak zorlaşacak ve  TFX programının başarısız kalma ihtimali artacak. 

Hava kuvvetlerinin belkemiğini oluşturan F-16’ların yakın bir vade içinde yenilnmesi gerekiyor. Türkiye sadece TFX programına bel bağlayamaz ve başka çözümler bulmak zorunda. Çin’i saymazsak, 5. kuşak savaş uçağı için tek çözüm Rus yapımı Su-57’ler kalıyor.

Bu tercih şüphesiz Rusya’yı çok mutlu edecek. S-400’lerden farklı olarak her türlü teknolojik paylaşıma ve ortak üretime hazır olduklarını ilan edecekler. Çünkü Su-57 projesi şu anda ciddi krizde.

Ruslar 5. kuşak muharip uçak projesine Hindistan Hava Kuvvetleri ile ortak başlamıştı. Aradan 11 yıl geçtikten ve önemli miktarda para yatırdıktan sonra, Hindistan geçtiğimiz yıl Su-57 projesinden ayrıldı. Şimdi başka çözüm arıyorlar. Kendi açıklamalarına göre neden, Su-57 projesinin ”görünmez uçak özelliği, muharebe aviyoniği, radarlar ve sensörler” konularında standartları karşılamıyor olması (6). Yani kibarca, Su-57 uçakları 5. kuşak değil diyorlar. Tarafsız bir ülke olan Hindistan, aynı zamanda yıllarca ortak olduğu Su-57 projesini yakından tanıyabilecek konumda. 

Su-57’nin seri üretime ne zaman başlayacağı belli değil. Ruslar şimdi para yatıracak yeni ortak arıyor. Krizin hem finansal hem teknolojik boyutu var.

Ne var ki bu seçenekte, Türk Hava Kuvvetlerinin F-35’den daha kalitesiz bir uçağa mahkum olmasından daha tehlikeli sonuçlar söz konusu.

ABD ve diğer NATO ülkelerinin ciddi tepki göstereceği muhakkak. Böyle bir krizin muhtemelen kayda değer ekonomik sonuçları da olacak ama, burada işin sadece güvenlik yönüne bakalım.

Türkiye’nin Rusya ile ortak 5. kuşak savaş uçağı üretimi başlarsa, Türkiye-ABD Savunma İşbirliği herhalde son bulacak. 

F-16 uçakları ve Skorsky Black Hawk T-70 helikopterleri gibi ortak üretim programlarına devam etmek mümkün olmayabilir. Benzer durum diğer NATO ülkeleriyle devam eden ortak askeri programları da olumsuz etkileyecektir. Savunma Sanayi Müsteşarlığı’na veya silah üretimi yapan yerli şirketlere uygulanacak yaptırımlar, Batı’dan teknolojik destek alımını bitirebilir. Bütün bunlar, son dönemde hızla gelişen milli savunma sanayinin ağır bir darbe alması anlamına gelecektir. Üyelikten çıkarılmak NATO’nun formel kurallarında öngörülmeyen bir uygulama; ama Türkiye fiilen NATO dışında tutulabilir. 

Türkiye ağır bir savunma zaafiyetine düşebilir. İçinde bulunduğumuz dönemde sadece bölgemizde değil, dünyanın her köşesinde gerginlikler ve çatışma riskleri yükseliyor. Sıcak çatışma riskleriyle dolu bir dönemde Türkiye’nin savunma zaafiyetine düşmesi, en son arzu edilecek durum.

Siyasi düzlemde ise ABD ve müttefiki ülkeler herhalde, Rusya ile yoğun askeri işbirliğine giren Türkiye’den çok Türkiye’nin rakipleriyle işbirliğini tercih edecektir. Öylelikle özellikle Ege’de, Doğu Akdeniz’de ve Ortadoğu’da Türkiye’nin geri dönüşü olmayan ciddi stratejik kayıplara uğrama ihtimali artacaktır.

Benim dileğim kesinlikle AKP’nin birinci seçeneği tercih etmesi. Yanlış hesap için artık fazla hareket alanı kalmadı.

Ama bu yazının başında değindiğimiz siyasi kararlar gösteriyor ki, ikinci seçenek de mümkün. O takdirde Türkiye’nin kendi tercihleri sonunda karşılaşacağı ağır riskler korkarım ki, Rus ruleti oyuncusunun durumunu çağrıştıracaktır (7).

………………………………………………….

 (1)- http://www.allazimuth.com/2018/12/23/making-sense-of-turkeys-air-and-missile-defense-merry-go-round/ 

Dr. Egeli’nin bu makalesini zikreden Sedat Ergin, “Çin füze savunma tercihi nasıl Rus sistemine dönüştü?”, 2 Ağustos 2019, Hürriyet. 

(2)- https://www.kommersant.ru/doc/3409158

(3)- Dr. Sıtkı Egeli, y.a.g.e.

(4)- https://sivilsiyasethareketi.com/Makale-en-pahali-ve-en-verimsiz-sistems-4-2888.html

(5)- https://www.f35.com/global/participation/turkey-industrial-participation

(6)- https://www.janes.com/article/79457/india-withdraws-from-fgfa-project-leaving-russia-to-go-it-alone

(7)- Rus ruletini bilmeyen okuyucular için kısa bir açıklama yapalım. Tabancaya tek bir kurşun yerleştirilir ve kurşunun yeri belli olmayacak şekilde top çevrilir. Oyuncular sırayla tabancayı şakağına dayar ve tetiği çekerek şansını dener. Bu tehlikeli kumar Rusya’da icat edilmiştir.yoğ

 

A+ A-